GoAtiGo

2013-06-28 16:06:00

Hoooooooooooop merhabalar dostlarım merhabalaaaar :D

Ha yazdım, ha yazıyorum, ha yazacağım diye diye bir türlü yazamadım; yazdıysam da bloglayamadım. Bahaneler bahaneler bahaneler.

Köyfest, Gezi Parkı olayları, LYS, mezuniyet konuşmam, Koç Uni.'yle bağlantılarım, çeşitli havadisler işte bir sürü şey var anlatılacak. Hele şu LYS'leri bitirelim diye diye hep erteledim. LYS'ler bitti, ama bir türlü tatil moduna giremedim koşuşturmalardan.

Nerden başlasak, nerden başlasak.

Mezun oldum öncelikle :D. Koskoca lise hayatım son buldu. Ne çok kaygıyla, umutla, heyecanla başlamıştım. Kaygılarım yersizmiş tabi falan filan o ayrı konu da, tam istediğim gibi bir final yaptım. 

Ulan neyi nasıl yazıcam bilemedim :D. Bugün mezuniyet partim var. Parti midir, balo mudur nedir işte ondan. Suada'da. Ona gideceğizğizğizğiz bakalım. Yarıçıplak bir vaziyette bilgisayar karşısındayım şimdilik. Az sonra yazım bitince giyinir giderim.

LYS... Ah LYS... Matematik sınavına girmeden birkaç dakika önce bana deselerdi ki: "Ati bak gel sen sınava girme, 1 boşun var olarak kabul edelim biz." Kabul etmezdim. Kesinlikle kabul etmezdim. Çünkü zerre kadar bir olasılık bile vermiyordum "fulleyemeyeceğime" dair. Kesin 80'de 80 yapıcaktım lan:D Olmadı. Yapamadık. Türev-integral... Ah be... Sırf şu matematik hüsranı yüzünden dahi her şeyi bir dahaki seneye bırakabilirim. Matematikten bir gün önce sosyale girdim. Matematik'ten iyi geçti nerdeyse :D

Bir sonraki hafta fene girdik. "Bir sonraki hafta" diyorum ama o kadar uzun geçti ki o bir hafta. Yüzlerce sonuç öğrendik. Matematikte en iyiler ne yapmışlar falan filan. Her neyse, fen sınavı anında bütün bunları unutuyorsunuz. 

Çözdüm 90 soruyu. Kolay ve garip bir sınavdı. Her test 20'şer dakika sürdüğü için kolaydı, ama her testten 5'er soruda iki şık arasında kaldığım için de garip idi. Çıktığımda matematiktekinden daha mutluydum. Ama sonuçlar pek de iç açıcı olmadı işte.

Edebiyat sınavına da girdim. En iyi sınavım edebiyat oldu :D Tolga, Sercan, Hidayet filan aynı okuldaydık. Tolga'yla konuştuk işte olmazsa seneye FDD'ye gideriz, kamplarda akarız falan :D

Şu an her şeye hazırım sanırım, her türlü sonuca hazırladım kendimi. Hayırlısı olsun bakalım zaten şu saatten sonra yapacak bir şeyimiz yok.

Mezuniyetten bahsetmek istiyorum :D. Benim için 15 kişi geldi işte ailemden, eş dosttan. Çok güzel oldu da gelmeleri. Konuşma yapacak olmasam çok anlamsız olacaktı gelmeleri, çünkü pek bir atraksiyon olmadı diyebilirim. İyi ki de konuşmuşum.

Konuşma yapma mevzuum taa 2009 yazına dayanıyor. Hatay’da babannemlerdeydik çoğu yaz olduğu gibi. Babamın eski bir defteri vardır. 50cm X 80cm ebatlarında sanırım öyle tahmin ediyorum, yani kocaman bir defter. Hatay’a her gittiğimde o deftere yazarım bir şeyler. O yaz gittiğimizde de oturmuş ve lise hayallerimi vs. yazmıştım. Sonuçlar açıklanmıştı, önceki sene olduğu gibi yine 460-461 gibi bir şey almıştım. Ve yine önceki sene olduğu gibi okul bana 10 puan vermişti. İşte okul ortalamasından falan bir şeyler puan veriyormuş gibi oluyor ya işte ordan 10 puan almıştım. 471 puanla tercih de yapmıştım. Sonuçları bekliyorduk. Ben de yazımı yazıyordum işte. Mutlaka bir gün koymam gerekiyor o sayfaları bloguma. O kadar çok şey yazmışım ki. Matematik hocamla aram nasıl olacak demişim, kantincilerle yakın olacak mıyım demişim, tanınacak mıyım demişim. Ve daha bir sürü şey. “Tanınacak mıyım?” olayı ilköğretimime dayanıyor. 2 sene anasınıfıyla beraber 10 senelik Faruk Demirbağ  kariyerimde (:D) okuldaki herkes beni tanırdı. “Erkan hocanın oğluuu” idim çünkü. Ama yepyeni bir okula başlayacaktım ve birkaç arkadaşım dışında kimse tanımayacaktı beni. Heyecanlanıyordum sırf bunun için bile.

O gün deftere yazdıklarımın arasında şöyle bir şey de vardı: “Nasıl mezun olucam acaba?”

İlköğretimden “vasat” diyebileceğim bir şekilde mezun olmuştum. Babam istemezdi ön planda olmamı, torpilmiş falanmış filanmış diye konuşulmasın diye. Oldukça ön plandaydım ben yine ama, yapabileceğim bazı şeyleri de yapamadım sırf bu yüzden. 1’inci sınıftayken bile babam bana onur belgesi verilmesini istememiş ve sınıf öğretmenimle konuşmuştu bu konuyu. Neyse zaten sonra lise dahil 6-7 kere aldım onur belgesi.

İki senelik anasınıfı hayatım boyunca ilgiden oldukça sıkılmış olmamdan dolayı olduğu tahmin ediyorum ki, 1’inci sınıfa başladığımda sürekli babamın odasında geçirirdim tenefüslerimi. Dışarı çıkmak istemezdim. Anasıfındayken bir sürü kız gelirdi babamın derslerine girdiği. Ve elimden tutup gezdirirlerdi hep. Çok hoşuma giderdi. Ama sıkılmışım bir süre sonra. Bu yüzden de bir “içine kapanma” durumum olmuş. 8 senelik ilköğretimde karneme 4 olarak gelen tek şey, 1’inci sınıf karnemdeki “Arkadaşlarla anlaşma, iyi geçinme” kıstasıdır. Komik bir şey yani şu an düşündüğümde :D

Konu buralara nasıl geldi yeaa ben mezuniyeti anlatıcaktım :D. Kendimi hep konuşma yaparken, kürsüdeyken falan hayal ederdim. 10 veya 11’inci sınıfta İstiklal Marşı’nı yönetmiş olmak beni bir nebze olsun tatmin etmişti fakat daha önemli bir şey yapmalıydım. Hiç bilmediğim bir şekilde İstiklal Marşı yönetmiş olmak ( ki yanlış yönetmişim, sonradan söylemişlerdi bana :D) çok tatlı bir anım olarak kalmıştır, ama ama ama işte yetmezdi. 12’nci sınıf başlamadan önce Ali Hocamla konuşuyorduk işte açılış konuşmasını kim yapacak da falan filan. Çok önemsemiştim açılış konuşmasını. Açılış konuşması dediğim de işte çok basit bir şeydi. O bile yeterdi bana. Ama Ali hoca, sene sonu konuşursun Atakan, dedi. Okeeey hocam dedim. Söz verdirttim bir de :D

Aylar sonra bir gün nöbetçi geldi, Atakan’ı Ali hoca çağırıyor, dedi. Yusuf yusuf olmuştum, ulan kötü bir şey mi acaba, diye. Çünkü basit bir şey olsaydı tenefüslerde filan mutlaka karşılaşırdık, söylerdi o arada bana. Neyse gittim. Konuşman hazır mı dedi :D. Hocam dedim daha ne kadar zaman var. YGS’ye bile girmemiştik. Hazırla sen hazırla, senden değişik bir şey bekliyorum dedi :D

Sonra işte gel zaman git zaman derken mezuniyete on gün kala, Ali hoca dedi ki: okul birincisi dışında konuşma yapan olmuyor Atakan mezuniyette, sen karne günü konuşma yaparsın. Ama ben rahat durur muyum durmam. Peki hocam dedim. Gittim Evrim hocaya. Konuşma yapacak olan vs. var mı hocam dedim. Okul birincisininki dışında bir şeyden bahsettiğimi anladı işte “konuşma” onayı aldım. Sonra Tarık hocayla görüşmelerim oldu. Samimiyet üzerine kurulu bir konuşma yapmama karar verdik.

Son üç gün saatlerimi harcadıktan sonra Aleyna’yla beraber bitirmiştik gecenin köründe konuşmamı. Bir konuşma denemesi yaptım ve 15 dakika sürüyordu :D

O haliyle mail attım Tarık hocaya. Aradı. Atakan okula erken gelicem, görüşelim, kısaltalım biraz; bazı yerleri de çıkartalım dedi. Mezuniyet günüydü o gün işte. Neyse en sonunda Ali hocanın odasındaydık. Karşımda Tarık hoca, konuşmamı kısaltıyorduk.. 5-6 dakikalık bir konuşma haline getirdik. Abartılı komik diye çıkardığımız çok yer oldu. Mantıklı gelmişti çıkarmak. Çünkü resmi bir törendi bu. Ama gecenin sonunda çok hoca kızdı bana, Atakan bizden bir cümleyle bahsettin işte keşke uzatsaydın biz dinlerdik keşke bitmeseydi hemen…………

O kadar sevindim ki konuşmamın beğenilmesine varyaaaaaaaa. Aslında çok basit bir konuşmaydı ama daha önce denenmediğini söyledi herkes. Birkaç dakikalık konuşmalardan bile sıkılırdı çoğu kişi ama 6 dakika sanki otuz saniye gibi geçmişti.

Yaa ben o gecenin sonunda ölseydim, vay anasını süper bir tarzda son buldu hayatım, derdim. Hiç üzülmezdim öldüğüme filan :D

Konuşma yaparken takıldığım yerler oldu ve oralarda da “Pardon” vs dedim. Videosunu izlediğimde fark ettim de, o bile çok sempatik olmuş :D

En kısa zamanda tekrar bilgisayar başına oturup, onlarca sayfa yazıcam ama şu an gitmem gerekiyor. Giyinelim bakalım. Sonra da goatigo.

Yarım kaldı gibi yazım ama daha çoooook zamanımız var yazmak için.

Öpüyorum. Saygılar. Sevgileeeeer.

28.03.2013

16:05

Ati

Pendik

91
0
0
Yorum Yaz