PERSPEKTİF

2015-01-04 00:55:00

Merhabalar, selamlar, sevgiler!

 

“Çoook uzun zaman olmuş blog yazmayalı. Baktım ki biraz işlerime mola vermişim, hemen dedim ki oturayım da yazayım neler yaptım bu dönem, neler başardım, neler başaramadım ve önümüzdeki günler için neler hedefliyorum.” diye başlamıştım yaklaşık iki saat önce yazıma. Fakar bir ara dalmışım ve hayalimdeki güzel ülkemi yazmaya başlamışım. Sizi ilk önce o yazıma emanet ediyorum. Sonrasında ise devam edeceğiz her zamanki yazımıza. Hoşçakalın!

 

..........

Geçen gün İstiklal Caddesinin ara sokaklarının birinde bir duvar yazısı gördüm. Beni en çok etkileyen duvar yazısıydı hayatım boyunca görmüş olduğum:

 “Zeki Demirkubuz > Nuri Bilge Ceylan” yazıyordu.

 MUHTEŞEM DEĞİL Mİ??

Düşünsenize ülkedeki tüm tartışmalarımız, tüm aykırı davranışlarımız, tüm toplumsal başkaldırışlarımızın sebebinin sinemayla, bilimle, müzikle, şiirle, romanla ilgili olduğunu. Ülkemizin en önemli gündeminin Kış Uykusu olduğunu; iktidar partisinin en iyi sahnenin 17. dakikada, muhalefetinin ise 35. dakikada olduğunu savunan bir ülke hayal edin. Hiçbir kadın cinayetinin yaşanmadığı, onun yerine kadına papatya benzetmesi yapmanın mı yoksa gül benzetmesi yapmanın mı daha zarif olduğunun tartışıldığı; çocukların sokaklarda yaşamak veya çalışmak zorunda olmadığı, tüm çocuklarının tek dertlerinin sadece bir türlü sokağın başındaki mi yoksa sonundaki mi bilim ve sanat atölyesine gideceklerine karar verememeleri olduğu; her caddede sanat galerisi bulunması için milyonlarca insanın bağış yaptığı ve artık kendinin tüm sorunlarını halledip Afrikadaki aç cocukları doyurmaya, onlara yardımlar yapmaya başlayan bir ülke düşünsenize. İnsanlarımız sürekli kitap okuyorlar, birbirleriyle sürekli bilimsel, edebi konularda konuşuyorlar. Salak dizilerin yerini; reyting kaygısı olmayan, önemli edebi eserlerin TV serisi şeklinde olan film versiyonları almış. Gündüz kuşağında bir programda kaynana dünyanın en büyük yazarının Vladimir Nabakov olduğunu söylerken, gelini de hayır diyor William Faulkner’dir. Geceyarısı spor programlarında konu spordan çıkıyor ve Ataol Behramoğlu’nun şiirlerine geliyor. İnşaat şirketleri para kazanma hırslarından vazgeçiyor ve araştırma-bilim-kültür enstitüleri kurma yarışına giriyorlar. Otel açıp turistten para kazanmak yerin uzay üssü kurup Ay’a seyahatler yaparak para kazanırım diyen Türk şirketleri oluyor.

İnsanlar mutlu uyuyup, mutlu uyanıyorlar. Herkesle selamlaşıyorlar yolda giderken. Topluma taşımamız o kadar mükemmel olmuş ki artık kendi arabasıyla sokağa çıkan bile kalmamış herkes her yere ya yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.Herkes düzenli sporunu yapıyor; herkes edebiyata, bilimdeki son gelişmelere hakim. Herkes birbirine saygılı. Kişisel hırslar, kıskanmaları kalmamış insanların; liderlik etme arzuları yok. Herkes eşit. Ülkenin yönetimiyle ilgilenmek için sonradan politikaya girilmiyor, çocuk yaşta politika için en süper özel şartlarda yetiştiriliyor çocuklarımız ve bizi en iyi şekilde temsil ediyorlar uluslararası arenada. Dünyanın en temiz bölgesi seçiliyor Türkiye. Dünyanın en mutlu insanları yaşıyor Türkiye’de mutluluk oranı %98’in üzerinde. Herkes özgür, herkes özgürlük sınırının başkasının sınırlarının başladığı yerde bittiğini biliyor. Bütün yemekler organik. Silah alım satımı 0’a iniyor ülkede. İnsanlar evlerinin kapılarını bile kilitlemeden çıkıyorlar dışarı. Banklardan birinde bilgisayarını unutunca, aradan bir hafta geçse bile kolaylıkla bulabiliyorsun bilgisayarını. Trafik ışıkları kaldırılmış fakat bir süre sonra herkes birbirine yol vermek isteyince bazı aksaklıklar olduğu için geri getirilmiş. Hayvanlar için bazı ormanlar koruma altına alınmışlar, özel –şu büyük akvaryumlarda içerisinden yürüdüğümüz- cam tünellerde geziyoruz görüyoruz hayvanları, özel hayatlarına hiçbir müdahale etmeden. Çeşme sularımız tertemiz, sokaklarda bir tanecik çöpe bile rastlanmıyor. Temizlik görevliliği diye bir meslek kalmamış, herkes kendi çöpünü kendisi temizliyor ve zaten bütün çöpler geri dönüştürülüyor; son zamanlarda temizlik görevlilerinin son işi tozları temizlemek olarak kalmış ama özel toz tutmayan malzemeler kullanılmaya başlayınca onlara da gerek kalmamış –e zaten toz yok etrafta neredeyse artık hiç. Teknoloji ve doğayı öyle muhteşem bir şekilde birleştirmişiz ki ne korkunç gelecek hayallerindeki gibi gri tonlarla dolu bir ülke olmuşuz, ne de doğa manyağı olacağız diye teknolojiden geri kalmışız. İkisinin en güzel harmanlamasında yaşıyor. Öncelikle artık çok nadir sayılara inen hastalıklar için kullanılıyor teknolojimiz. Genetiklerinde suça eğilimleri olan insanlar tamamen doğal süreçlerden geçirilerek iyileştiriliyorlar. Hapishaneler yıllar önce kapatılmış, yerlerine modern iyileşme merkezleri kurulmuş. Kimse kimsenin üzerinden para kazanmıyor, herkes istediği uğraşlar ilgileniyor. İsteyen evrenin en derin köşelerinde keşif yapmaya gidiyor, isteyen okyanusun derinliklerinde Mu kıtasının izini arıyor. Doğa kendi doğal sürecine bırakılmış; insanlar ölmeyi “ÖLÜP YOK OLMAK,veya CEZALANDIRILMAK veya SEVDİKLERİNDEN AYRILMAK” olarak görmüyorlar. Hepsi kendi inanışları altında, başka güzel bir yaşam boyutuna geçiş olarak görüyorlar. Tabi ölümden sonrası yok ki diyenlere itiraz etmiyorlar ama günümüzdeki “ölüm” kelimesinin kötülüğü kalmamış gelecekte. Mesela “ölüm” demek yerine “müzik” diyorlar gibi.

..........

 

Katılırsınız veya katılmazsınız yukarıda yazdıklarıma, ama benim gelecekte hayal ettiğim ülkem şu anki ülke değil kesinlikle. Geçmişte yaşıyor olsaydım kesinlikle bugünleri böyle hayal etmezdim. Bazen aklıma Atatürk’ün Akıllı Köy Projesi geliyor ve daha da çok özlüyorum kendisini.

Peki ileride böyle bir ülke olabilir miyiz? Neden olmasın? Biliyorum neden olmasın sorusuna birçok yanıt verebilirsiniz. Ama bu soruya vereceğiniz yanıtların sayısı, neden olsun sorusuna verebileceğiniz yanıtların her zaman altında kalacaktır limit giderken sonsuza. İsterseniz deneyip görünüz sonsuza dek.

Genel hatlarıyla nasıl bir yer hayal ettiğimi anlatabildiğime inanıyorum. Bu hayalin gerçekleştirilmesi için neler yapmam gerektiğini düşüneceğim ben. Sizi de bu arada kendi rüyamdan uyandırıp gerçek dünyaya bırakıyorum. (Ayrıca tüm düşünceler yazarken aklıma geldikleri gibi parmaklarımdan klavyeye aktıkları için ülke bazlı düşündüğümü fark ettim şu an hayalimi. Hümanist bir insan olarak bunu kendime yakıştırmıyorum ve dünya çapında hatta kainat çapında bir ütopya olarak düşünülmesini rica ediyorum yazımın.)

 

..........

 

Ara tatilde staja başlıyorum!

Oryantasyon Staj Programı başlatmış Sabancı Üni., ben de başvurdum ve AvivaSA staja çağırdı beni. İki haftalık bir şey olacak Ocak’ın ikinci haftasında bakalım çok heyecanlı!.

...

Öğrenci Birliğine girdim. Yazmam gereken bazı raporlar var bu konuda haftaya beni uzuuun “bilgisayar başında vakit geçirmeceler” bekliyor.

...

Tanıtım ofisinde işe girdim. Geçtiğimiz günlerde Köy Hizmetlerim geldi Sabancı’ya. Öğrenir öğrenmez hemen yatağımdan kalktım da konuştum öğretmenlerime, arkadaşlarıma. 150 kşi gelmişler :D, yarısına okulu ben gezdirdim. Muhteşemdi, çok özlemişim okulumu. Yani tabi tanımadığım arkadaşlar da olsa gezdirdiklerim sonuçta KÖYLÜ, KÖYLÜDÜR; bir nebze de olsa özlemimi giderdim. Önümüzdeki günlerde uğrayacağım mutlaka.

...

Bu arada Köy Hizmetlerindeki, Pendik Final’deki hocalarımı unutur muyum ya; gerçekten tek tek her birini, onlardan bir şeyler öğrenmeyi, her biriyle yaptığım muhabbetleri ve esprileri çok özlüyorum. Üzerimde emekleri büyüktür. Buradan en kocamanından sevgiler saygılar, canım sayın hocalarıma!

 

..........

 

SUFIRST isminde yeni girişliler için kulüp kurduğumuzdan bahsediyordum. Kulübümüz resmen kabul edildi üniversitenin bir öğrenci kulübü olarak. Asıl çalışmalarımıza önümüzdeki sene başlayacağız bütün sistemi yerine oturtuğumuzda.

...

Bir pazar sabahı rektörüm Nihat hocama bir mesaj attım, gezegenlerin uzaklıklarının hesaplanmasıyla ilgili bir şey hakkında. Beni uzmanlığı nötron yıldızları olan astrofizikçi Ersin hocaya yönlendirdi. Ersin hocamla bazı muhabbetlerimiz sonucu eskiden aktif olan fakat son senelerde etkinlik yapmadığı için kapatılmış olan Astronomi Topluluğunu tekrardan canlandırma kararı aldık. Astronomi ve Astrofizik Topluluğu adı altında hemen buluştuk, Cosmos belgeselinin ilk birkaç bölümünü izledik, tartıştık. İkinci dönem teleskobumuzla gözlemlere başlayacağız.

...

Gitar kursum tam gaz devam ediyor.

...

Spora vakit ayırmalısın ikinci dönem Atakan.

...

SUSociety adında bir topluluk oluşturulacak. Bu konudaki ayrıntıları ilerleyen yazılarımda vereceğim. Bir süre toplulukla ilgileneceğim.

...

Lacivert Ödülleri düzenleniyor bir sene tekrar. Geçen sene ilk defa düzenlenmişti ve oldukça başarılı olunmuştu bu konuda. Bu sene bu organizasyondaki görevlerim için yapmam gerekenleri halletmem gerekiyor önümüzdeki hafta içinde.

...

Geçen sene Teoman’la açılış yapmıştı kampüsteki Sabancı Gösteri Merkezi. Bu sene MFÖ’ydü ilk konuklarımızdan biri. Sahnenin dibinde Mazhar Alanson’un 40 santimetre önünden izledim. Son şarkıda “Bu sahne Sabancı Üniversitesinin sahnesi ve siz de Sabancılı değil misin; hadi sahneye gelsenize neden gelmiyorsunuz” dedi Mazhar Alanson ve birden kendimizi sahnede bulduk, muhteşemdi :D

...

Toplumsal Duyarlılık Projelerinde bu sene Hayvan Hakları projesinde gönüllüydüm. Yerel Hayvan Hakları Savunucusu olmak için eğitim aldık, bir ay içinde belgelerimiz gelecek; Tuzla Geçici Hayvan Barınağını ziyaret ettik ve hayvan hakları konusunda el ilanları dağıttık. İkinci dönem yaşlılarla ilgili bir projede gönüllü olacağım.

...

Okunmayı bekleyen 50’yi aşkın kitap var şu an masamda, onları okuyacağım tatilde, yine 50’yi geçkin film var masamda onları izleyeceğim ve inanılmaz manyak bir İngilizceyle döneceğim tatilden.

...

Yazın Amerika’ya gitme konusunda araştırmalar yapıyorum. Oradan yazarım umarım yaz bloglarımı hayırlısı :D

 

..........

Şimdi derslere gelelim. Bu dönem Tarih, İngilizce, İnsan ve Toplum, Matematik, Doğa Bilimleri, Proje, Türk Dili ve Edebiyatı derslerini aldım.

...

Tarihte 3. Selim, 2. Mahmut, Tanzimat-Meşrutiyet gördük. Akşin hocanın amfisindeyim. Kendisi gerçekten tarih konusunda oturup saatlerce konuşulacak insandır. Findley ve Zürcher’in kitapları ders kitaplarımız.

...

İngilizcede konumuz toplumsal cinsiyetti genel anlamda. Reality TV showları, medyadaki “sert” adam algısını, kadınların medyadaki yerini filmlerle, belgesellerle, makalelerle tartıştık.

...

İnsan ve Toplumda sevgili insanoğlunun avcılık ve toplayıcılıktan başlattık, tarım yaptırdık, ticaret yaptırdık, dinler ve coğrafi keşifler derken en son rönesansta bıraktık.

...

Matematikte türev-integral gördük. Zevkliydi diyebilirim bu konuda :D

...

Doğa Bilimleri dediğim ders Fizik-Kimya-Biyoloji. Evrenin oluşumundan başladık, canlıların oluşumuna kadar işte günümüzdeki bakterilere dek gezegenlerin hareketlerinde fiziği, santral dogmada biyoloji kullanaraktan geldik. Kimya, ya gördük de haberim yok; ya da ikinci dönem göreceğiz büyük ihtimalle :D

...

Proje dersinde Gözce İnce hocamla iCVD üretimi yapan makine inşa ettik. System designer olarak görev aldım projede, haftaya bu konuda sunum yapacağız bakalım bir tek bu kaldı. Gözde hocamın çalışmalarına ve Ayşe Arman’la olan röportajına googledan ulaşabilirsiniz.

...

Türk Dili ve Edebiyatında tanzimat, serveti fünun ve milli mücadele dönemleri eserlerini okuduk her hafta ve makaleler yazdık. Neler okudunuz derseniz:  Taaşuk-ı Talat ve Fitnat, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Bir Ölünün Defteri, İntibah, Yeni Turan, Silahtarın Bahçeleri, Karabibik, Primo Türk Çocuğu, Tevfik Firket Şiirleri (Haluk’un Amentüsü’ne bayıldım!).

 

.........

İlk başlarda lisenin devamı gibi ya çok kolay diye düşünüyordum –ki notlarım da 95-100 olunca yadırgamadım bu nedenle. A sonra bir zor gelmeye başladıııı :D. Ama çok tatlı bir zorluk böyle lisedeki gibi son geceye bıraktık sınavlara çalışmayı, aman tanrııım artık nasıl sabahlamalar nasıl sabahlamalar. Muhteşemdi! Yine yüksek notlar aldık tabi ama ikinci dönem son geceye bırakmayacağım 300 sayfalık okumaları.

...

Sabancıya gelmeden önce haftalık okumalarını çok duymuştum ama gelince gördüm ki çok da abartıldığı kadar değilmiş. Yani bana öyle gelmişti, sonra bir de baktım ki çok da abartılı gelmemesinin sebebi benim yapmıyor olmammış okumaları... Bir haftada verilen yüzlerce sayfalık okumaların heeepsini vaktinde yapacağım ikinci dönem.

...

Her hafta quizler vs. oluyor ya işte onları ikinci dönem daha fazla umursayacağım bir de, buradan bir ay sonraki Atakan’a hatırlatma olsun bunlar.

...

This is just a simple song, to say what you’ve done.

...

İkinci dönem Computer Science dersi alacağım. Seneye de Humanity’den Dünya Sineması ve Klasik Müzik eserleri derslerini alacağım.

...

İbrahim hocama sürekli “şerefe yapalım mı hocam” derdim, o da bana “şeref de bize yapmasın atakan” diye cevap verirdi her seferinde ve biz şerefe yapardık lisede :D –ıııaaaah çok özledim tüm hocalarımı.

...

Buradaki hocalarımla muhabbetlerim beni bazen akademisyen olmam konusunda teşvik ediyor. Üniversite ortamını bırakmak zor olacak Ati tadını çıkar dibine kadar şurada 4-5 senenin diyorum kendime.

...

Özge’ye dün yıllık yazdım ve yazıda blogumun reklamını yaptım :D. Birkaç güne blog yazacağım dedim yıllığa ve bunu demem de teşvik etti şu anda bilgisayar karşısında olmaya beni.

...

Aileye verilen değer, ondan uzak kalınca tam anlamıyla kendini gösteriyormuş 2014’te öğrendiğim şeylerden biri oldu bu.

Ve ayrıca artık 18 değilim. 19 olduk. Ne güzel şeysin sen hep yaşın 19’uz bakalım önümüzdeki 26 Aralık’a kadar.

...

2014 çok güzeldi. Çok teşekkür ederim kendisine her şey için. Anılarda görüşmek üzere diyorum kendisini buradan çok öpüyorum.

...

Şimdi bir sürü şey anlattım sanırım, ama sorunuz bakalım bana “Atakan ne okumaya karar verdin?” diye.

Vermedim henüz karar :D

Aslında verdim tabi karar, ama şöyle bir durum söz konusu ki ben her gün farklı bir karar verince genel anlamda pek de bir karar vermemiş oluyorum :D

Elektronik mühendisliği mi, endüstri mühendisliği mi, yönetim bilimleri mi, mekatronik mühendisliği mi okusam çok düşünceliyim son zamanlarda. Çift Anadal düşüncem var, her ihtimale karşı bir sene daha burs veriyor ekstradan Sabancı ama işte Çift Anadal’a karar versem, e hangi iki bölümü seçeceğim, henüz kafamda o da net çizgilerle belirgin değil. Artık hangi ders hoşuma giderse onu alacağım onu göreceğim, hoşuma gitmeyeni de bırakacağım bakalım böyle böyle en mükemmele ulaşacağız.

Ne olursa olsun, öğrenci olmak; bir şeyler öğrenmek, insanlarla sürekli bilgi alışverişinde bulunmak, yürürken herkese gülümseyip selam vermek, insanları özlemek, insanları sevmek

çalışmak çalışmak ve çalışmak

ve yaşamak

gerçekten çok güzel.

...

 

Her kiminleyseniz, her neredeyseniz ve her ne yapıyorsanız, hayatın tadını çıkarmayı ve hakkını vererek yaşamayı daima hatırlayınız.

...

En kocamanından mutluluklarla dolu bir sene dilerim.

 

Atakan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2014’te benden alınan tek şey Ertem dedem oldu. Bana daha 4 yaşıma gelmeden satranç oynamayı öğreten, beni R’leri söylemeye alıştıran, 12. sınıfa kadar her sabah sadece ben servise binerken benimle günaydınlaşıp el sallamak için sabah 7’de uyanan, öğrenim hayatım boyunca bireysel yazı yazmacalı olanlar dışında bütün ödevlerime yardım eden, bize her geldiğinde cebinde Napoliten çikolatası eksik olmayan, bebekliğimden 18 yaşıma dek her zaman yanımda olan, saatlerce benle ne okuyacağım hakkında, veya Filipinlerdeki Türkler hakkında muhabbet eden, küçükken dizine başımı koyup yanına kıvrıldıktan sonra saatlerce isveç çakısıyla ve hakem düdüğüyle oynadığım, son senelerde bize her geldiğinde “Beni geçtin artık bana tabure koyun da öyle öpüşelim” diyen, hayatımda gerçekten kocaman bir yer kaplamış ve canımdan çok sevdiğim Ertem dedemin bana olan güvenini, bana hissettirdiği sevgiyi daima hatırlayacağım. Sana servise binerken yine el salladığım son sabahki gülümsemeni çok özleyeceğim Ertem dedem. Teşekkür ederim her şey için. Seni çok seviyorum.

Torunun minik Atakan.

 

35
0
0
Yorum Yaz