Susadım

2013-04-23 21:44:00

 

Yazmadan duramıyorum ki

Dört yıldır günlük yazmaktan da sıkıldım artık bir an önce bastırmak istiyorum ama daha yılları var tabi..

Lunaparkların isimlerini değiştirsek. Daha kolay okunan bir şey koysak daha çok hoşuma gideceğine inanıyorum.

Yeni bir insana tek bir harf yazmak bile çok güzel bir şey. Asla tüm insanlarla tanışamayacak olmak da çok güzel bir şey. Çünkü daima yeni tanışabileceğim birileri olacak?

İyimser insan bardağın dolu tarafını görür ve boşluğu doldurmaya gerek duymaz, az miktardaki suyla yetinir. Fakat kötümser insan bardağın boş tarafını görür ve doldurmaya çalışır. Kardeşim söyledi bunları.

Dostum dedim bence kötümser insan bardağın boş tarafını görür, dolduramayacağını düşünür ve doldurmaya tenezzül bile etmez. İyimser insan bardağın bardağın dolu tarafının yanı sıra boş kısmını da görür fakat o doldurabileceği bilir ve bunun için uğraşır.

Uuuuvv çok uzadı, çok sıkıcılaştı, çok boğdu.

 

Yıllar, yıllar ve yıllar önceydi.

MK'mı almıştım.

Harry Potter'la ilgili yazıları, resimleri kesiyordum odamın duvarlarına yapıştırmak için.

Sırlar Odası filmi gelecekti sanırım.

İşte değişik değişik bilgiler vardı..

Emma Watson'ın bileği burkulmuş da işte filmi izlerken hayal meyal sargıyı görebilmişizmiş vs.

Sırf Harry Potter'ın fragmanını ilk izleyenlerden olabilmek için Scooby Doo filmine gidenler olmuş vs vs vs.(Selamelif)

"Kedi" filmi vardı. Hayatımı şekillendiren filmlerden biridir.

Tavuklar Firarda'nın sinemasına gittiğimi hatırlıyorum.

Yayla Sanat Merkezi'ne giderdik sürekli ananemle. Tüm çocuk tiyatrolarını izlemişliğim vardır oradaki.

Bir Kümes Müzikali vardı:
"Burası bir, bir çiftlik; hem de güzel bir çiftliiiik!"

Bu tiyatroya giden biriyle tanışmayı çok istiyorum ah....

"Güle güle güle size, doğayı sevin çocuklaa-aaa-aaa-aaa-ar!"   Aaaah bu da Alice'in müziğiydi.

Ya müzik cd'si ya da kasedini veriyorlardı tiyatro sonunda.

İdealtepe taraflarında sahilde bir tane "havuzlu çay bahçesi" vardı. En sevdiğim yerdi. Bir sürü çocukla tanışırdım parkta o dönen silindirin içinden geçerken, koşarken, elimi havuza sokarken...

ATV'ye binerdik kardeşimle...

Çay bahçelerini çok severdim. Bir gün Ertem Dedemle falan ailece giderken ben bir park görmüştüm ve bas bas bağırmıştım "PARKA GİDECEEEEM!"

Babamla inmiştik. Ama parkın kumlarını ellemiş ve beğenmemiştim. Bakkaldan süppis yumuyta alıp gitmiştik annemlerin yanına.

Bir kere de Kadiköy'de bir öğretmenin evine gitmiştik babamla, öğretmenlerle falan. Piyanosu vardı kadının kızının. Yemekleri her zamanki gibi beğenmemiştim ve kalkıp piyanoyla ilgilenmiştim gidene kadar. Giderken de sahilde McDonalds görmüştüm, çok istemişti canım ama bizim arabamızda olmadığımız için bir şey dememiştim. Eve geldiğimde babamların yatağında zıpladığım anları hatırlıyorum "MEKDANIYTS İSTİYOYUUMMM!"

Çok severdim yaa. Hele palyaço her geldiğinde, mutlaka ben de orada olurdum. Sihirbazlık yapardı. Birkaç defa benimle yaptığını da hatırlıyorum. Bir keresinde sihirli kelimeler söylemişti bana. "Tekrar et, bu kopan ip birleşecek" demişti. "R" leri söyleyemediğim için sihirli kelimeleri de doğru söyleyememiştim haliyle, ve daha çok parçaya bölünmüştü :D

Sürpriz Yumurta.

Atakan'a alınacak en güzel hediye buydu.

Bir metre yüksekliğinde büyük bir bidon içinde hala saklarım bütün sürpriz yumurta ve McDonalds oyuncaklarımı.

Maket yapmayı çok severdim. Gazeteler verirdi, cipslerden çıkardı. Evler, arabalar, hayvanlar yapardım çeşitli şeylerden tek başıma.

O çooook eski, odada duran antenimizden varken Temel Reis izlemeyi çok severdim.

Çiko'm vardı. Kuşum.

Ben doğduğumda ananem almış. Beş altı sene sonra öldü. Süper bir kuştu. Ananemle saklambaç oynardı lan:D

Yüzlerce kelime bilirdi. İnek, kedi, köpek takliti yapardı.

Şişko ev sahibine şişkooo para almaya mı geldin derdi.

Dermiş daha doğrusu... Hatırlamıyorum...

İki, iki buçuk yaşlarımda bolca yoğurdun içinde azar azar çeşitli sebzeler yediğimi anlatır annem bana. Hiç hatırlamıyorum ama sebze yediğimi. Neden bıraktım da bilmiyorum. Ama bir gün yemeye tekrar başlayacağım biliyorum. 

Çubuk makarnalarla böyle kendi kendime orkestra yönetiyomuş gibi yapardım. Çocukluk hayalimdir, bir gün bir orkestra yöneticem. 

Geçen sene çarşamba günü çıkışta İstiklal Marşı okunması gerekiyordu. Ondan önceki sene de olabilir. Yok yav geçen seneydi sanırım. Neyse işte müzikçi yoktu. Onun yerine İstiklal Marşı okutacak olan kız (Özge miydi la o da acaba) da yoktu. Neyse işte bir baktım ki kürsüdeyim :D

Ortaokul matematikçim bana bir kaç saniyeliğine bir şeyler göstermiş Marş'ın yönetilmesiyle ilgili. Sırf o bilgimle o gün İstiklal Marşı'nı ben yönetmiştim. Ama daha sonra fark ettim ki yanlış yönle başladığım için tüm olayı yanlış yönetmişim ama herkes de güzelce okumuştu canıııım :D Hayatım boyunca öyle ciddi olmamıştım sanırım. Bir ara en arkada duran İbrahim hocayla göz göze gelmiştim ve gülümsemişti. Belli belirsiz selam vermiştim sanırım ona, hani şu Anıtkabir'deki askere selam çakarsın ama onun hareket etmemesi gerekiyordur ama sana göz kırpar gibi bir işaret yapar ve anlık bir zaman diliminde anlaşabildiğiniz için mutlu olursun ya..

Eskiden gördüğüm her polise, askere selam verirdim.

Lise hayatı boyunca, İstiklal Marşı yönetmiş kaç kişi vardır ki; üstelik neredeyse hiç bilmediği halde?

Kızları çok severdim. Onlar da beni severdi. Çok iyi anlaşırdık. Onların istemelerini sağlardım ve en sonunda da öperdim. 

Anasınıfına iki sene gittim.

İlk sene 23 Nisan'da Aydan'la dans edicektim. 

"Bir şarkısın sen..."

Ona gelinlik alıcam diye tutturmuştum.

Piko ve yanında da bir not bırakırdım kızların çantasına.

4. sınıfa başlayacağım yaz, yaz okuluna gitmiştim.

Şimdi Yakacık Doğa Koleji olan yer eskiden Ortadoğu Koleji'ydi. Oraya gitmiştim. 

Basketbolcu ve yüzücü Emir hoca vardı.

Artist derdi bana.

Bir de benden bir yaş büyük bir kankim vardı.

Ulan onlarla hala görüşebiliyor olmayı çok isterdim.

Güneş gözlüğüm ve şapkam vazgeçilmezlerimdi.

Komşularımız vardı.

Banu abla, Gönül abla, Ayşe abla, Cenk abi, Cem abi, Mustafa abi.

Altı kardeş. 20li yaşlarındaydılar. Çok severdim. Hala görüşürüz. Sürekli onlardan biri beni alırdı, gezmeye giderdik. Tek şartım "döner yemek"ti.

İpek vardı. Annesi, o, ananem ve ben İdealtepe'de bir kaydıraklı havuza giderdik. Bir şeyler, bir şeyler.

Tufan vardı. Ablası Tuğba.

Salıncağım vardı evde.

Bir sallar, bir öperdim kızları.

Ertem dedem bana 3 yaşımdayken satranç oynamayı öğretmişti. 

Doğum günümde rulet almışlardı bana. Yıllarca aradım ama aynısından hiç bulamadım. Hala ararım. Bulsam alıcam. 

Mıknatıslı minik satranç- kızma birader- dama- tavla setimi çok severdim.

Monopoly'imtrak bir sürü oyunumuz vardı. 

Tüm arkadaşlar toplanır oynardık.

Ah tasolarımız vardı.

Hala sakladığım iki bin, üç bin civarı var.

Toplu ebelemece diye bir oyun icat etmiştim.

Hep beraber onu oynardık.

Hıdırallez midir, nasıl yazılıyor bilmiyorum ama heeeeeeerkes gece dışarı çıkardı. Ateşin üstünden atlarlarken biz de otlardan falan yemek yapardık falan gelenlere verirdik işte oyun :D

Köşe kapmaca oyunumuz vardı.

Evde onlarca defa saklambaç oynadık annem, ben, kardeşim.

Atarim...................

Ailem...

Ulan ah ulan...

Defalarca ve defalarca çok teşekkür ederim her şey için.

Tanıştığım herkese çok teşekkür ederim.

Ve yaşadıklarım için sana çok teşkkür ederim.

Kendime de teşekkür ediyorum.

Ve okuduğun için... Sana... Çok teşekkür ederim...

Susadım...

Mesaj atar mısın?

21:42

23.04.2013

Pendik

Atakan

...

107
0
0
Yorum Yaz